Vizyondan Kalkmadan İzlenmesi Gereken İyi Bir Türk Filmi! Çicero İnceleme

17 Şubat 2019 130 0 2

Mustafa Uslu’dan tarihi bir kahramanın biyografisini anlatan Çicero üzerine verildiği emekle diğer Türk filmlerinin arasından sıyrılan bir film. Kısaca sinopssinden bahsettikten sonra incelemeye geçelim. Çiçero, 2. Dünya Savaşı’nın seyrini değiştiren ve Almanya’nın bozguna uğramasında etkin payı olan casus Çiçero’nun savaştaki etkisini ve savaş sonrası yaşadıklarını konu ediyor. İlyas Bazna, 2. Dünya Savaşı sırasında Ankara’daki İngiliz Büyükelçiliği’nde uşak olarak çalışmaktadır. İçeriden birçok bilgiye ulaşabilen Bazna, Almanlar için casusluk yapmaya başlar ve kendisine “Çiçero” kod adı verilir. İlyas Bazna savaşın seyrini değiştirmesine rağmen T4 uygulamasıyla engellilerin gaz odalarına gitmelerine, iğneyle uyutulmalarına engel olamaz. İlyas Bazna’nın savaştaki etkisini ve savaş sonrası yaşadıklarını beyaz perdeye yansıtacak olan filmin yönetmen koltuğunda Serdar Akar oturuyor (Beyazperde’den alınmıştır).

Senaryodaki bir diğer kusur ise bana göre sahne geçişleriydi. Sahne başlıyor diyaloglar sürüyor sonra bir anda siyah ekran ve yeni sahneye geçiş yapılıyor. Bu bir ara o kadar sık tekrarlanıyor ki acaba filmden kesip atılan sahneler mi bunlar diye düşünüyoruz (bazı sahnelerde de çok alakasız yerlerde kesiliyor). Sahne geçişlerini günümüz sinema teknikleriyle seyirciye hiç fark ettirmeden halletmek mümkün. Mesela Aquman filminde bazı sahne geçişleri Arthur üzerinden yapılıyor ya onun çocukluğuna ya da delikanlığına dönülüyor ama bunu bize pat diye ortaya çıkan siyah ekranla değil diğer sahneyle bağlantılı bir şekilde hallediliyordu. Dünya sinemasıyla kıyaslamamız gerektiğini söylemiştim biliyorum fakat bu aman aman bir şey değil biz de aynısını hatta daha iyisini yapabiliriz.

100 yılın en iyi casusluk hikayesi sözü sizi yanıltmasın zira bu sözden dolayı bekleyebileceğiniz aksiyon filmde yer almıyor. Aksiyon ve dövüş sahneleri tadımlık olarak filme eklenmiş. Alman büyükelçisine suikast girişimindeki dövüş sahnesi gayet güzel ve tatmin ediciydi. Yapımcılar risk almayı seçmemiş fakat bunun gibi birkaç dövüş sahnesi daha filmde yer alsa hiç de fena olmazdı. Mesela filmin sonlarına doğru bir arabayla kovalamaca sahnesi var. Bu tür sahneleri iki şekilde çekebilirsiniz: Ya izleyiciyi sanki arabadaymış ya da olayın içindeymiş gibi çekmek (ki bu en iyisi) ya da uzaktan kovalamacıyı kesik kesik çekmek (bu daha az riskli). Tam anlatamadım biliyorum ama internette bu çekimlerin bir adını bulamadım. Her neyse filmdeki filmdeki kovalamaca ikinci yolla çekilmişti. Kameraların yakaladığı görüntüler ve açıları iyi olmasına rağmen bundan öteye geçemiyordu. Kovalamacadaki aksiyon/heyecan alttan gelen hareketli bir müzikle sağlanmaya çalışılması sahnenin kalitesini artırmak yerine düşürmüş. Yani bir iki risk alarak bize aksiyon/macera açısından da tatmin edici bir yapım sunabilirlerdi.

Filmin Yugoslavya Elçiliğinde verilen davet ile başlayıp zaman zaman devam eden ve gerçekten çok can sıkan bir problemi var. Olaylar gereği çoğu karakter birden fazla dil konuşuyor. En dikkat çeken olarak Türkçe’den Almanca’ya geçişlerde bir donukluk var. Sanki yerinde ses kaydedilmemiş veya kayıyor ve 2. geçiş üzerine sonradan ses eklenmiş gibi geliyordu kulağa. Bir de izleyicinin dikkatini dağıtıyor bu durum çünkü karakter bir Almanca konuşuyor daha cümlesi bitmeden Türkçeye geçiyor ve bu tüm yabancı oyuncular için geçerli. Keşke ya sadece Türkçe konuşsalardı ya da o sahnelerde sadece kendi dillerini konuşsalardı.

*Şimdiki paragraf spoiler içermektedir.

Filmde yakındığım bir konu daha var o da merak unsurunun ateşlenmesi için birtakım Türk dizi tekniklerinin kullanılmış olması. İlyas’ın evindeki olayda silah patladığı anda kameralar evin dışarısından çekim yaptı ve bir el silah sesi geldi. Yaklaşık 5 6 saniye sonra ise kimin vurulduğunu görmüş olduk. Bu tür sahnelere filmlerde pek rastlamazsınız daha çok dizilerde görürüz ki silah patlayıp kamera başka yöne çevrildiğinde hop araya bir reklam girer siz meraktan televizyon başında reklamları izleyerek beklemeye başlarsınız(böylece reklam yapımcıları amacına ulaşmış olur). Bir de dizinin son sahnesiyle kimin vurulduğu gösterilmez siz reklamları izlediğinizle kalıp haftayı beklemek zorunda kalırsınız. Bir örnek de Augustus’un toplama kampından kurtuluşunda şahit oldum. Yani bu tip taktikler dizilerde olur bu filmde bulunması göz ardı edilemez.

Bir filmin intro harici ilk sahnesi izleyiciyi etkileme açısından büyük öneme sahiptir. Reklamlar biter, salonda ışıklar söner ve film başlar. Eğer ilk sahne ilgi çekici ise ve seyirciyi yakalamayı başarırsa tabir-i caizse maça bir sıfır önde başlar. Filmde bunu çok iyi başarmış. Balkan Savaşı zamanlarında İlyas’ın çocukluğuna dair bi sahne gösteren film harika bir iş çıkarmış. Filmde bu tür çok macera/aksiyon sahnesinin olmaması da sahneyi ayrı bir konuma getirmiş. Ayrıca bu vesileyle de İlyas Bazna’nın tanımış olduk.

Filmdeki kurgu ve senaryo bence birkaç eksiği olmasına rağmen başarılıydı. Eksikliklerinden biri birtakım olayların gerçekleştikten sonra orada kalması ve o olayın sonrasında ne olduğunu yani sonuçlarını görememizdir. Görsek ne olacak kardeşim film anlatmak istediğini anlatıyor işte diyebilirsiniz fakat bu önemli bir detay olup seyirciye saygıdır. Senaryo gerçekliğe ne kadar yakın olursa seyirci o kadar zevk alır ve kafasında sorgulamaz. Alman büyükelçisine suikast girişiminde suikastçiyi yere serdikten sonra İlyas’ın oradan nasıl kaçtığı kafamızda bir soru işaretidir ya da İngiliz büyükelçisi yardımcısı İlyas’ın evinde öldükten sonra gelişen olaylar nedir ne değildir bilmiyoruz. Senaryonun eksikliği olan bu sahnelerin devamını oldu bittiye getirmek büyük bir hatadır.

Yerli filmler maalesef kanayan yaramız oldu. 2 saatlik, bir sahnesi bile komik olmayan, adam akıllı senaryosunun olmadığı vasat komedi filmleriyle istediği duyguyu veremeyen, seyirciyi yakalayamayan ve yine senaryonun kötü olduğu dram filmleri Türk sinema sektörünün yüz karası olmaktan öte geçemiyor. Ne yazık ki komedi filmlerinde sadece küfür ve şiddetin dram filmlerinde ise arka fonda gereksiz müziğin ve saçma diyalogların başarılı olacağını düşünen yapımcılar var. Anlayacağınız hep aynı terane ile var olanın üstüne yeni bir şeyler koymadan sadece para için bu tür filmler çıkmaya devam ediyor. Ama son zamanlarda yerli filmlerinde gözle görülür bir kalite yükselişi var. Sayısı bir yıl boyunca çıkan yerli filmlere oranla az olsa da yine de bazı şeyleri değiştirmek için iyi bir adım olarak görebiliriz. Yapımcı Mustafa Uslu da yeni değişimde başrol oynayanlardan. Geçen senenin Oskar adayı Ayla ve Müslüm filmleriyle fitili ateşledi. Son filmi Çicero da Türk sinemasını kalkındırma görevinde önemli bir rol üstlenecek gibi duruyor. Çünkü ülkece böyle filmlere açız.

Etiketler: Ayla, Burcu Biricik, Çicero, Erdal Beşikçioğlu, İlyas Bazna, Müslüm, Mustafa Uslu Kategoriler: İnceleme, Sinema
paylaş TWEET PIN IT PAYLAŞ paylaş paylaş
Can Turbay

Sıkıcı lise hayatından uzaklaşmak, yeni dünyaların kapısını aralamak için filmlere ve dizilere muhtaç olan bir genç arkadaşınız. Aslında tüm insanlığın tek ihtiyacı kendinden bir parça bulabilecek iyi filmler izlemektir.

Benzer Yazılar
Yorum Yaz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social Media Auto Publish Powered By : XYZScripts.com