Suçlunun Aramızda Olabileceği Gizem Dolu Bir Tren Yolculuğu! Murder On The Orient Express İnceleme

30 Ocak 2019 186 0 1

Agatha Christie dünyada en çok satan yazarların başında geliyor. Özellikle polisiye türündeki romanlarıyla Agatha Christie edebiyat dünyasının tanrılarından biri. Bu filmde onun aynı adlı romanından bir uyarlama. Uyarlama başarılı olmuş mu olmamış mı onu filmin sinopsisinden bahsettikten sonra incelemede söyleyeceğim. Size önerim eğer Agatha Christie ile daha önce hiç tanışmadıysanız hemen bir kitabını alıp onun yarattığı dünyasına hızlı bir giriş yapın derim. Halep’te çözdüğü bir davanın ardından İstanbul’a gelen Belçikalı dedektif Hercule Poirot (Kenneth Branagh) burada birkaç gün kalma niyetinde olsa da, acil başka bir durum ortaya çıkınca kendini Calais üzerinden Londra’ya gidecek Doğu Ekspresi’nde bulur. Trende farklı uluslardan, farklı toplumsal konum ve mesleklerden gelen insanlar vardır. Büyük bir kar fırtınasının olduğu bir gece, trendeki bir yolcu öldürülür. Olayı çözmek ve içlerindeki katili bulmak, Poirot’ya kalmıştır.

Romanın aynı zamanda filmin baş karakteri Hercule Poirot’u Kenneth Branagh canlandırıyor. Aynı zamanda filmin yönetmeni de olan Kenneth abimizin karakteri yansıtması genel olarak beğenilmiş olsa da ben tam karakterle bütünleşen bir performans görmediğim için yeterli bulmadım. Ve filmde beni rahatsız eden şu tip sahneler mevcuttu. Diyaloglar ilerliyor konuşma sırası Hercule’ye geliyor kamera yavaş yavaş dedektif abimizin yüzüne yaklaşıyor yaklaşıyor yaklaşıyor, tüm yüz hatlarını görebileceğimiz şekilde odaklanıyor, Hercule sözünü söylüyor ve kamera 5 saniye adamın yüzünde odaklı duruyor. Sorun 5 saniye adamın yüzüne odaklı kalması mı yoksa söylenen sözlerin aslında vay be dedirtecek derecede olmaması mı bilemiyorum ama bahsettiğim sahnelerin fazlalığı nedeniyle filmin bir eksikliği de bu diyebilirim.

 

Polisiye, dedektiflik filmlerinin temposu izleyici için oldukça önemlidir. Eğer filmin temposu yani hikâyenin işlenişini yavaşsa zaten gizem unsuru da bulunduğu için izleyici sıkılır, filmden kaçar. Ama tempo hızlıysa ve film boyunca belirli bir seviyenin üzerinde devam ediyorsa gizem unsuruyla birlikte hikaye izleyici tatmin eder. Bu filmde ise temponun ne çok yavaş ne de çok hızlı olduğunu söyleyebilirim. Yani tempo orta seviyede ilerliyor bazı yerlerde sıkılsak da katilin kim olduğunu bilmemizin gizemi ve merakı bizi filmin içinde tutuyor.

 

Şimdi filmin büyük bir kısmı tren vagonlarının içinde geçtiği için alan çok dar ve sahne çekimlerinin alternatifi çok az. Yani ya biz karakterlerin gördüklerini görücez (bu da muhtemelen yüz kameraları ile olurdu) ya da trendeki odalardaki en uygun açıyla (odaların köşeleri idealdir bunu için) çekildiğini görecektik. Ama Kenneth farklı bir taktik deneyerek sahneleri trendeki odaların üstünden çekmiş. Düşünce güzel olmasına rağmen uygulanışın o kadar kullanışlı olduğunu söyleyemem. Çünkü bu sahnelerde biz gözlemci gibi uzaktan izliyoruz ve orada ne oluyor ne bitiyor pür dikkat göremiyoruz (odadaki olayın içinde bulunamıyoruz yani). Ancak bu tür sahneler filmde fazla yer kaplamadığı için büyük bir sorun teşkil etmemiş.

Trendeki yolcuların başta kim olduğu tanıtılıyor, cinayet olayından sonra Hercule’nin hepsini sorgulamasıyla birlikte karakterleri tanıma şansı buluyoruz. Aralarında iyi oyuncular da bulunduğu için bu sorgulamalar oyuncuların kendi performanslarını göstermeleri açısından iyi olmuş (yolcuların derinine çok inilmemiş olmasına rağmen). Zira biz kendilerini sadece tanısak yani kim olduklarını bilsek senaryo gidişatında yolcular çok sığ kalırdı ve filmden hiç keyif almayabilirdik.

 

Filmde çok karakter olması olay akarken kendisini yakalamamızı güçleştirdi. Ayrıca diyaloglar kötü değildi ama bana biraz anlaşılmaz geldi. Özellikle dedektifimiz Hercule’nin sözleri karışık ve felsefikti (sanırım retorik olduğunu göstermek için böyle bir yol izlemişler). Fakat bu tamamen benim izlediğim sitedeki altyazının kurbanı olduğum ihtimali de olabilir. Bir de konuşmaların hızlı bir şekilde geçtiğini söyleyebilirim.

Uyarı buradan sonrası (en son paragraf hariç) spoiler içermektedir eğer filmi izlemediyseniz bi koşu gidin izleyin aynı yerden okumaya devam edersiniz dostlarım.

Kurbanımız Ratchett aslında filmde çok az görünse de önemli bir yeri bulunuyordu. Çünkü bütün senaryo bir bakıma onun üzerine kuruluydu. Ama ne yazık ki biz bu adamı hiç tanımıyoruz. Tek bildiğimiz pis işlere bulaşmış bir iş adamı olduğu ve geçmişinde Amstrong ailesinin küçük kızlarını kaçırıp öldürdüğü idi. Ratchett tanımadığımız yani ne mal olduğunu bilmediğimiz için hikaye tam kafamıza oturmuyor ve bizi olayların içine çekmiyor diye düşünüyorum. Bunun çözümü de basitti aslında filmin başında Ratchett ile ilgili bir sahne gösterseler (içeriği dolu bir şekilde tabi ki) ya da filmde bölük pörçük Amstrong ailesi olayını göstermeleri yerine tam bir şekilde ilk sahnede gösterseler daha iyi olabilirdi.

Trendeki tüm yolcuların Armstrong ailesiyle bir ilişkisinin olduğunu yavaş yavaş her yolcuyla ilgili sorgulamalar yapıldığında anlıyoruz. Aslında Ratchett’i hepsinin toplaşıp plan yaparak birlikte öldürdüğünü anlıyoruz (ki bu filmin kalitesini yükselten bir son). Hatta bazı yolcuların anlaşılmaması için (mesela doktor)kendilerini feda ettiklerine de şahit oluyoruz. Hercule bu sırrı çözdükten sonra tabi ki hepsini tutuklamak girişiminde bulunuyor ama onu bir şey tutuyor. Tutuklama kararını verdiren de onun bu girişimini tutan da aynı şey aslında. Adalet… Hercule’ye göre adalet Ratchett’i öldüren yolcuların hepsinin polise teslim edilmesi idi fakat Pilar’ın sözlerinden sonra çok etkilendiğini ve bir istasyonda inip yolcuları bir nevi bağışladığını gördük. Açıkçası bu durum günümüzde de benzer şekillerde var olmamakta mı? Yani dünyada birçok suç cezasız kalıyor, birçok suçlu yaptıkları yüzünden cezalandırılmıyor ve suç işlemeye devam ediyor. Veya çoğu zaman arkalarının sağlam olmasından dolayı (mesela yeraltı çeteleri) yaptıklarından sorumlu tutulmuyorlar. O yüzden filmi bugünle kıyaslayacak olursak durum aslında pek de farklı değil. Bunu kendi ülkemizde de görebiliriz başka ülkelerde de. Maalesef günümüzde adalet kavramı birtakım insanların ayakları altına alınmış durumda. Daha güzel bir dünya için en çok ihtiyacımız olan adalet kavramına dikkat çekilmiş.

Bu filmi Sherlock Holmes filmiyle/dizisiyle karşılaştırmak ne kadar doğru bilmiyorum ama bana göre aynı tür olduğu için ve Sherlock Holmes bu konuda bir mihenk taşı konumunda bulunduğu için karşılaştırmalarım incelemede bulunacaktır. Robert Downey JR’ın oynadığı Sherlock Holmes filmlerindeki dövüş sahnelerini izlemek resmen insana keyif veriyordu. Kavga anına geliyoruz önce Sherlock karşısındakini nasıl döveceğini itina ile anlatıyor sonra ise anlattıkları bir bir gerçekleşiyordu. Ve bu sahneler ne saçma ne de abartıydı. Açıkçası ben bunları bu filmde de görmek istemiştim. Romanında bu tür sahnelerin pek olmadığını biliyorum ama yapımcılar farklılık gösterebilirdi ki bu da filmi hantallıktan kurtarırdı. Buna benzer tek bir sahne var o da bana göre çok yetersiz. Filmin sonuna doğru dedektifimizin doktor ile kapışma sahnesinden bahsediyorum. Abi orada unu bastonuyla nasıl fırlatıp hemen dibinde olmayan arada belirgin bir fark olan doktorun yüzüne isabet etmesini sağladı çok merak ediyorum. Yani bu tür sahneleri iyileştirip sayılarını arttırabilirlerdi.

 

Sinema dünyası genelinde romanlardan yapılan uyarlamalar kimi zaman çok başarılı olup gişeyi alt üst eder kimi zaman romanın verdiğinden daha fazla bir şey veremez ya da romanı doğru düzgün bile yansıtamaz. İkinci söylediğimin bu alanda daha sık görüldüğünü söyleyebilirim. Agatha Christie’nin dünyaca ünlü romanından uyarlanan bu film de romanı düz bir şekilde yansıtıp ilerisine geçemiyor. Yani yapımcılar risk almamış, çeşitli değişiklikler yaparak okuyucuları şaşırtmamış ya da senaryoya zenginleştirmemiş. Bu durum sırf bu film için geçerli değil. Agatha Christie’nin laneti mi desek şanssızlığı mı desek bilmiyorum ama bugüne kadar 40’tan fazla sinema, 20’den fazla televizyon filmine uyarlanan romanların başarısı ortadayken beyazperdede neden aynı başarıyı yakalayamıyor. Son sahnede devam filmin geleceğini görmüş olduk umarım uyarladıkları romanın üzerine bir şeyler koyarak ilk filminin eksikliklerini kapatarak daha iyi bir iş çıkarırlar.

Etiketler: agatha christie, Hercule Poirot, Hollywood, Johny Depp, Kenneth Branagah, Penélope Cruz Kategoriler: Öneri
paylaş TWEET PIN IT PAYLAŞ paylaş paylaş
Can Turbay

Sıkıcı lise hayatından uzaklaşmak, yeni dünyaların kapısını aralamak için filmlere ve dizilere muhtaç olan bir genç arkadaşınız. Aslında tüm insanlığın tek ihtiyacı kendinden bir parça bulabilecek iyi filmler izlemektir.

Benzer Yazılar
Yorum Yaz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social Media Auto Publish Powered By : XYZScripts.com