LEYLA İle MECNUN Dizi İncelemesi

29 Mart 2018 951 0 0

 

Anlatmaya başlamadan önce samimiyetle söylemem gerek… Bu diziyi çerez dizi imiş gibi izlemeyin, hoş sohbet arkadaş muamelesi edin. Çünkü Leyla ile Mecnun dizisi ismindeki iki karakterin hikayesi değil… o mahallenin, arkadaşların, ailelerin, hepsinin hikayesi ve hepsini de dolu dolu hissedersiniz. Canı acıyan, tecrübe edinen, gelişen, gülen, eğlenen, geyik yapan, dertlenen, şarkı söyleyen gerçek insanlardır. Samimi aşklar, gerçek arkadaşlıklar katılmış dizinin içine. İnsanları tanıyıp anlamak isteyen, sevgiyi ve aşkı anlamak isteyen sabırla -absürt yönlerini, anlattığım bakış açısı ile anlayarak- izlemeli.

Sabırla diyorum çünkü diğer uzun soluklu diğer dizilerden farklı olarak, Leyla ile Mecnun dizisinde ana karakterler sürekli değişim halinde. Bunun dışında kendi metnine sadık olma gereği de duymuyorlar, geyik yapılıp şarkı söylenmeye başlanabiliyor, bir kültürel bilgi üzerine tartışılabiliyor. Birkaç arkadaşın hayatını kenardan izlediğinizi hissediyorsunuz, kendi goy goyları, kendi argoları var.

Olay örgüsü ise ne arasanız var; fantastik macera, bilim kurgu, klasik Türk filmleri havası, kişisel gelişim programı. Tüm bunlar karmaşa gibi gelebilir, genelde absürt denilir ama bence ne dediğinin ve ne vermesi gerektiğinin farkında aklı yerinde bir dizi. Kendi ana fikrini bilen dizilere güvenin, mesajı vardır ve değişimi kaldırır. Ve değişkenler değişip, anafikir aynı kalınca daha anlaşılır oluyor, dizinin anlatmak istedikleri.

 

Bir bölümü açtığınızda; size, dert yanan bir arkadaşınız gibi, içinizi üzecek, düşünüp, takılacağınız diyeceği olabilir. Hep içi buruk ama samimi bir gülümseme ile izledim Leyla ile Mecnun’u. Gerçek hüzünleri, gerçek dertleri vardı. Haa, tabii… yanaklarım acıyıncaya dek güldüğüm, ertesi gün gülümseme ile hatırladığım tespitler, ince göndermeler, arkadaşların kendi arasındaki o güzel, nükteli espriler de işin balı, tadı.

Karakterleri anlatmaya ve aklımda yer eden fikirleri açıklamaya geçeceğim ama önce itiraf etmem gerek; dizi içinde takip edemeyeceğim kadar güzel ve çok tespit, sevilesi fikirler var o yüzden ne desem, cılız gelecek gözüme. Yine de paylaşmak istiyorum, çok temel ve öz anlatmaya çalışacağım, kendiniz izleyip heybetli kısmı bizzat keşfetmeniz daha hoş olur.

 

KARAKTERLER

 

Mecnun Çınar; sevgisi samimi, kendisi samimi insan. Şöyle ki, garipsedikleri hareketlere bahane uydurur ve içine girmez, içinden gelirse işe girişir. Ne yaptığını bilen ve ne yapmaması gerektiğini bilip, uzak duran biri. Kafası dalgınmış gibi, tembelmiş gibi görüntü ortaya çıkıyor ama bu, onun sahte- samimiyetsiz işlere yüz çevirmesinden ileri gelen bir özelliği. Bir işe kendinden emin, istediğinden emin başlayınca en uç noktaya kadar uğraşıp, denemeyi başarıyor insan. Dünyayı kaç kere kurtardı, Mecnun da nihayetinde.

Mecnun da bu nedenlerle mükemmel aşık. Sevmekten çekinmiyor çünkü iki makul kişinin her şeyi halledebileceklerinin farkında. Sevmenin karşılığında; sevildiğini hisseden, yanakları kızarmış bir gülümseme alınabilecek en güzel ödül olmalı. Ayrıca aşkı uğruna çabaladığı işler de onu geliştiriyor, kervan yolda düzülür. Nihayetinde kendini geliştireceğinin farkında olduğundan cesur da oluyor haliyle, yapıcı ve rahat.

Erdal bakkal; esnaf işletmesi işleten, basiretli bir tacir, ekonomik yönetimi olsun, mahalle içindeki karizmasını korumak adına röportajlarını yayınlatmaması olsun. Para dağıtıldığında hissedebilmesi, her krizi kâra çevirebilme anlayışı. Diğerlerinin işsizliği, parayı boşa harcıyor oluşlarına anlam veremeyip kendini tutamayarak laf yedirmeleri. Bazen yersiz doğruculuğu ile sinirlerinizi gerse de Erdal Bakkalı bilirsiniz, derin planları, içten pazarlıklı, değişken halleri yoktur. Farklıdır ama kendi içinde tutarlı, karakteri oturmuş biridir. Tanıdığınız, bildiğiniz, sabah çay istediğinizde getiren kişiye güvenirsiniz nihayetinde.

 

Ak Sakallı Dede; akıl veren bilgileri, erdemler, şefkat, sabır, inanç, güven… yani aşkta sevginin sağlıkla sürmesi için gerekenlerin simgesi. Dede bir sezgi olmalı çünkü daima Mecnun‘un ve Leyla‘nın önemli yol ayrımlarında beliriyor ve doğru yolu işaret ediyor. Bazen iç sıkıntıların rüyalara vurması şeklinde sınavlar halinde, bazen de yaşantı içinde kafaya dank etmesi ile öğretiyor. Mecnun‘un rüyaları, iç kargaşalarını simgeliyor. Dedenin sopa ile kafasına vurması da, gerçekler ile yüzleşme olsa gerek.

Çakma Ak Sakallı Dede; hazlar, arzu, ihtiras, alışkanlıkları simgeliyormuş gibi. Sürekli uyuyan, biran da canlanıp aşırılıklar yapan, sürekli karnı acıkan biri. Mecnun‘un evinde kalması, omzunda uyuması… bana içgüdüyü simgelediği izlenimi verdi. Ayrıca gerçek Ak Sakallı Dedenin çakması olarak geçiyor. Gerçekten de ihtiras ile aşkı karıştırırız zaman zaman. Arda’nın babası da; kıskançlık, hırslar olabilir, Mecnun‘u vezir olarak kullanmak isteyişi bu izlenimi verdi.

Nurten; gotik, siyahlar içinde dış görünüşü, tecrübelerden beslenen, hayatın karanlık kısmını göz ardı etmeyen insan hissi veriyor. Özellikle dertleşirken iyi bir dinleyici oluşu ve Erdal’ı tanıyıp, onun uçarı sözlerine uymayıp, dediğim dedik sözünü geçirebilmesi, sağlam bir karakteri olduğunu doğruluyor. Nurten’in yeğeni Leyla; kısık sesle konuşuyor oluşu. Bazı insanlar, içindeki fırtınalara rağmen çok söz sarf etmez. Kah karşıdaki anlamayacağı kah içinden geçenlere yetecek kelimeler bulamadığı için. Dizide de duyulmayan biri, hatta ismiyle değil, Nurten’in yeğeni olmasıyla anılıyor oluşu, bu durumu iyice gözümüze sokuyor pek tabii.

Yavuz; performans sanatçısı olduğu için takıldığı mecradaki kişiler, kişilere değer vermeyen, kolayca satabilen tipler. İnsanların en karanlık yanlarını gördüğünden birilerine güvenmesi zor, “Ben çok pis kıllandım şimdi.” der mesela. Ya da geçmişi sırtındadır, etrafındaki arkadaşlarını sevse de bir türlü kendine güveni tam olmaz: “Ben öyle bir insan mıyım?” diye hep teyit ettirir. Yine de kapıları açabilen biri, insanların içindeki dertleri görüp anlayan ve düz, sade çözümü sunabilen biri. İşler içinden çıkılmayacak hal aldığında her anahtara sahip bir çilingir gerekli, dostlar arasında. İşler çıkılmaz hal aldığında topuklasa da, yardım gerektiğinde daima giden bir arkadaş.

 

İsmail Abi; daima iş arayan, o gemiyi bekleyen, kendine has dertlerini kendine has yolları ile çözen, zararı kendine iyiliği tüm mahalleliye yeten, ağzının dediği ile kulağının duyduğu birbirini tutan biri. Kendi pişmanlıklarını dile getirdiğinde, fırsatımız varken biz böyle yapmayalım, İsmail Abi hatırına dedirtir. Dostlarını ailesi edinen biri yine de sevilmeye alışkın değil hali var. Leyla sahilde seslendiğinde, Mecnun ile ikisi İsmail Abi’ye yaklaşacaklardı ve İsmail Abi koşmaya başladı. Gerçekten sevip değer veren insanlar, dile getirmekten, sarılmaktan ürküyor gibi gelir bana. Dış dünyaya yansırsa incitilebilir olur, kırılmak kırmak kolaylaşır diye, pek çoğu sevgisini gizler. Sevildiğini duymaya alışkın olmayan koca bir güruhun parçası olduk böyle böyle.

İskender Çınar; biranda parlayan biri, dedim ama kolay öfkelenen insanlar içinde duyguları güçlü kişilerdir. Öfkelendiğini gösterecek kadar, hatanızı düzeltmenize şans ve yol gösterecek kadar seven kişilerdir. Birinin neye kızdığını anlamazsanız, mevzu çözülmez soğur, soğumak yerine kızmak, kızılan şeyi söylemek daha yeğ. İşinde gücünde biri, taksi ile uğraşmazsa evde yemek yapar, illa meşguliyet bulur. Çalışan kişilerin de problemi kendini şanssız görmeleri. Bir iş denenirken elbette yanlış yapılır, çok iş deneniyorsa daha çok hata deneyimlenecektir. İskender de taksiyi hep yamaç aşağı vurdurarak çalıştırır, kendini talihsiz görüp inadına çalışmayı sürdürdüğüne eminim. Şans ile alakası yok, işe girişmenin doğasıdır yanılmak.

 

ANAFİKİRLER

Mecnun’un batıldan, boş şeylerden yüz çevirip yalnızca aşkı arayışı. Bu özelliğini asıl efsaneden almışlar bence. Fuzuli’nin Leyla ile Mecnun, Muhammet Nur Doğan çevirisinden, içindekiler kısmını paylaşmak istiyorum çünkü efsanenin içeriğini anlamak dizinin ruhunu hissetmek adına pek faydalı olacak. (İnternette kitabı PDF olarak bulabilirsiniz.)

At mıymış? Çoğu zaman muhabbet artık toparlanamaz derece dağıldığında, bazen de; ve benzeri, vesaire demek için kullanılır. Mecnun’un kendi bakış açısı ve özgünlüğünün ifadesidir.

Mecnun’un kafasındaki kurşun. Sohbet sırasında sözleri kıvırırken, önemli bir detayı- aldatmacayı fark ettiğinde ya da dalıp gittiğinde Mecnun gerçek manada takılır ve başına vurulunca devam eder. Kurşunu kendi kafasına sıkmıştı, birini sevmenin verdiği kaybetme korkusu ve kendini başkasına açıyor olmanın verdiği acizlik hissini simgeliyor. Korkular insanı durdurur, kafadaki kurşundur, doğru düşünmeyi engeller, gerçekten. Sevdiğinden emin olup, yapıcı ve yardımlaşma içeren, karşılıklılık sağlanacağına güvenince… kendine güvendiğinde elbette kafasındaki kurşun ağzından çıkıyor.

Sahilde, Mecnun ile İsmail Abi’nin aralarında mesafe ile yüksek sesli sohbeti. İkisi de sahildeyken gemiyi bekliyorlar, bir amaç peşinde yaşayan insanlar. Arada daima mesafe oluşu ve bağırarak söyleyişleri, defalarca tekrar etmeleri de bana bizim sıradan sohbetlerimizi anımsatır. İnsanların her biri, farkı yaşantıdan gelen, farklı kişilikte, özel kişiler. Bu farklılıklar bazen uyumu zorlaştırır. Demek istediklerimin karşıya, düşündüğüm gibi değil de onun anladığı gibi ulaştığını, hissederim bazen. Ama farklılıklar; kaçınılmaz ve güzel yönü insanlığın. Arkadaşımın daima yanımda olacağını, aslında iyiniyetle yaklaştığını bilmem yeterlidir. Her zaman anlaşıyor olmamızı aramak fazla şekilcilik olurdu. Güzel insanlar bazen sabretmeye değer. İsmail Abi ile Mecnun‘un arkadaşlığı gibi samimi dostluklarınız olsun.

İsmail Abi’nin mafyadan aldığı parayı mahalleliye dağıtışları. Sorsanız, herkes zengin olmak ister. Gerekmeyen ama gerekiyormuş gibi yutturulan bu istekler hakkında zaman zaman düşünürüm. Dizide çok güzel bir tespit var, parayı almadan önce ihtiyaç sahibi olan kişiler, parayı ellerine aldıklarında “-miş gibi” şeylere çarçur ediyorlar. Zihnin ufukları genişletilmeyip, yararlı işlere girişme gereği duyulmadıkça… ele geçen her fırsat çarçur edilmeye yüz tutmuştur. Bölümü izledikten sonra kendime acıdım. Onca isteğim var ama elime geçtiğinde onun hakkını verecek neler yapıyorum, diye. Ki elimde tutup geliştiremeyeceksem başarı da tıpkı, dizideki mahallelinin elindeki para destesi gibi gelip geçici olacaktır.

Şirin ile yemeğe giden Mecnun’un yanında bidon götürmesi, Yavuz abinin eline tutuşturduğu. Aşk, ilişkiler ille de belli potansiyele, hayale uysun istiyoruz. İki kişi birbirini tanıyıp, tüm yanları ile sevmiş, güvenmiş… bunları önemli değillermiş gibi es geçiyoruz. Mecnun da sevdiği için özenle takım elbise giyiyor, lüks bir lokantadalar. Ama ne kadar maske takarsak takalım, o bidon hep oradadır. Ailemiz ile ilişkimiz, arkadaşlarımızla günlük yaşantımız, sıradan hayatımız… farklı biri gibi davranılarak üstü örtülmemesi gereken değerler bunlar. Aksine her yönümüzle bir ilişkiyi tamamlayabilmeli, uyum yakalayabilmeli. Aksi halde bidon, yan sandalyede sırıtır hep.

Gerçi günün sonunda Mecnun, üşüyen Şirin’e ceketini vermek istiyor. Şirin, giymem ben onu, sen de üşürsün deyince Mecnun: “Ben bu ceketi bir daha giymem.” deyip yakıyor. Mecnun’un har gibi yanan sevgisi, her şeye kadir cesareti ve gerçekçi duyguları… her aşk hak ediyor bence bu jestleri, güzellikleri. Keşke aşkın içine şüpheleri, korkularımızı katmadan böyle safça sevebilsek, diyorum Mecnun‘u gördükçe.

Mecnun ile babasının mahallelileri eve alışı. Toplu halde yaşamanın yükü, çevrede başkalarının yaşam mücadelelerine tanıklık etmek olmalı. Bazı samimi, sıcacık sofralarda komşuların, tanıdıkların dertleri konuşulur. Ama öyle çoğunun yaptığı gibi kendini daha iyi hissetmek adına diğerlerinin kötülemek dedikoduculuğu değil. Ne yapsak, elimizden bir yardım gelir mi acaba derdi edinen sohbetlerden bahsediyorum. Mecnunların evine her, sebepsiz misafir gelişinde; bu akşam da böyle dertleşilmiş demek ki diye düşünürüm. Güzel kalpli insanları anlatmaya yönelik metaformuş gibi gelir bana.

Mecnun’un dedeleri başkasına anlatması. Mecnun‘un iç dünyasını, dünya görüşünü başkasına açışı ve bazen absürt tepkiler alışını hayal ediyorum. Kendi özgün iç dünyamızı anlatışımız gerçekten de, Ak Sakallı Dede bizim evde yaşıyor demek kadar absürt. Dizide samimi benzetmelerin cuk yerine oturmuş oluşu, beni gülümsetir hep.

Dizi 3 sezon, 104 bölümden oluşuyor, 1 saatlik bölümleri ile dolu dolu keyif sunuyor. Her şey var içinde herkese hitap eder, gönül rahatlığı ile tavsiyemdir, iyi seyirler.

Yazar: Nisa Aktaş

Etiketler: açıklamalar, arkadaşlık, aşk, at, Dizi, dizi incelemesi, erdal bakkal, farkındalık, iskender, kişisel gelişim, leyla, leyla ile mecnun, mecnun, mecnunun kafasındaki kurşun, metaforlar, nurten, yavuz Kategoriler: İnceleme
paylaş TWEET PIN IT PAYLAŞ paylaş paylaş
Kadir Mutlu

Diziger kurucusu. Celal Bayar Üniversitesi Yazılım Mühendisliği bölümü mezunu. Yabancı dizileri, filmleri, yazılımı ve futbolu sever.

Benzer Yazılar
Yorum Yaz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social Media Auto Publish Powered By : XYZScripts.com