Karayip Korsanları: Siyah İnci’nin Laneti İncelemesi

4 Mart 2018 500 0 0

Bu filmi sevmemin pek çok nedeni var; içindeki karakterlerin kanlı canlı, ruhu hissedilir insanlar oluşu, olay örgüsünün belli bir mantık çizgisinde ilerleyişi ve her bölümde sürpriz tespitler ile güldüren şanssızlıklar dönmesi.

Filmin konusu; korsanlar, onların efsaneleri üzerine gelişiyor. Sıradan hayattan epey farklı bir evren dolayısıyla o evrenin insanlarının dünya görüşleri de epey özgün, ilgi çekici. Tabii Johnny Depp ve Keira Knightley‘nin oyunculuk yetenekleri de işin balı, lezzeti olmuş. Giriş kısmı tamam olduğuna göre karakterleri ve filmin iç dünyasını anlatmaya geçebilirim.

 

KARAKTERLER VE ANAFİKİRLERİ

Kaptan Jack Sparrow, özgür ruhlu, ipe sapa gelmez, çılgın, en önemlisi kendine has biri. Kendi zekasını kullanarak, değişik yollar deneyebilecek cesarette bir yapısı var. Cesareti ve zekası onu, tüm o lanetli hikayelerde hayatta kalan kişi kılıyor. Jack, Siyah İncinin/Black Pearl sahibi ancak küçücük bir tekneyle bile isteklerinin peşinden koşmaya devam ediyor, ona tek gereken kıvrak zekası ve denizler. Sıra dışı hareketleri yüzünden onu, deli veya çılgın zannediyorlar.

Mesela, gemi çalmak için iskeledeki askerlerin yanından geçerken iki donanma askeri ile muhabbetinde: “Gerçeği söylese bile ona inanmayacağınızı düşünüyorsa size gerçeği söylerdi.” deyişi. Çaresiz hissettiği anda en azından gerçekleri konuşuyor ve daha sonrasında kafası rahat bir şekilde, en azından söyledim diyerek ilerliyor.

Jack‘in sıra dışı yöntemleri onu umarsız ve başarısız gösteriyor bazen. Şöyle diyebilirsiniz; mürettebatını kaybeden, boş gezenin teki idi. Ama bizim için neyin doğru olduğunu her zaman bilemeyiz, her zaman sonuna kadar çalışmak ve denemekten yanayım ancak bir yerden sonra durup, başka yollar ve yöntemler deneme zamanı gelir. Jack de Siyah İnci’den atılmasaydı, lanetlenecekti.
Amiral Norrington da Jack‘e karşı önyargılı idi, Jack‘in kuzeyi göstermeyen pusulası, tek mermili tabancasını gördüğünde, Jack’in, gördüğü en kötü korsan olduğunu söylemişti. Bir sözüm vardır; yapılması gereken yapılması gereken zamanda yapılmalı, geri kalan zamanda özgürlüğün tadını çıkarılmalı.

Jack‘in de aslında ateş edeceği tek kişi var ve bu amaç için tek mermi. Amacına yönelik tek araç yeterli. Kuzeyi gösteren pusulanız varsa haritada yol bulmanızı sağlar ama Jack’in Kuzey’i göstermeyen pusulası; gerçekten arzuladığınızı gösterir. İsteklerimden, en çok istediğimi gösteren ve geleceğim için en faydalısını seçebilen bir pusulam olsun isterdim. Böylece uzun planlama süreçleri, planların bozguna uğraması ve yedek planların devreye koyulması gerekmezdi. Ve Jack’in pusulasına sahip olmayanların, daima yedek planı olmalı.

Jack, yedek ve acil durum planları tasarlar. Yaşayış tarzını düşünürsek elbette, acil durumlar olacağını ön görerek, çıkış güzergahını hesaplayıp oraya yakın durur. Jack’in yönteminin uyarlaması yani hayattaki acil durum kaçışları; hobiler, müzikler, insanlar ile içtenlikli sohbetler. Ve bunlar, her yerde ulaşabileceğimiz kaçış yolları.


Kendinizi geliştirdikçe özgüven de beraberinde gelir mesela Will ile Jack’in ilk dövüşü; kılıç dövüştürme de o kadar iyi ki hayatı pahasına imiş gibi dövüşmesine gerek yok. Karşıdakinin taktiklerini eleştirip kendi başka yöntemler deneyebilir.

Köpek anahtarı vermeyecek. Jack, kendisinin özel olmadığının farkında, insanın en büyük hatası -çoğu zaman- diğerleri ile tıpa tıp aynı, yanlış olduğu belli yolu, deneyip farklı sonuç beklemesidir. İşlemin değişkenleri ve işlem değişmezse elbetteki sonuç aynı olmalıdır. Doğru olduğunu tahmin ettiğiniz, başka yollar deneyin, doğru yolları göremiyorsanız araştırın. Tıpkı Jack’in hapisteyken kenarda, şapkasını yüzüne çekip, kafasında planlar kurması gibi. Dışarıdan kayıtsız görünmenin verdiği özgüven hissi de paha biçilmezdir, söylemedi demeyin.

Ve Jack’in en güzel özellikleri; yaşam enerjisi, ne istediğini bilmesi ve tutku ile çabalayışı. Çoğu zaman istekleri için alışılmışın dışına çıkıp, bazen de çevresine ayak uydurması gerekiyor. Will ile gemi çalmadan önce aralarında geçen; “Kızı kurtarmak için neleri göze alırsın?” sorusuna cevaben Will: “Onun için ölürüm.” dedikten sonra Jack gülümsüyor. Ne istediğinin ve ne kadar istediğinin farkında ol çünkü çok garip yollar göreceksin, alışılmışın dışında olacak. Ancak, amacına uğraşmayı gerçekten dilersen, bu yolları deneme cesaretini bulabilirsin, kendinde. Ve filmde de kayığı ters tutup içindeki hava ile denizin ortasında gizlice ilerliyorlar.

Will: Beni yenmedin, adil bir dövüşte seni öldürebilirdim. Jack: O zaman adil dövüşmemem gerekir değil mi?” Jack’in mantıklı argümanlar üretmesi ve bunları başkaları ile paylaşmaktan çekinmeyişi. Aslında süregelen başarının anahtarı bu. Cevabı bulduğunuzu düşündüğünüzde, paylaşın. Fikrinize başkaları da cevaplar ekleyecek ve kusurlar, bir bir düzeltilmeye başlanacak… böylece sürekli işleyen saat gibi yenilenmeyi sürdürecek, fikirler.

Korsanların ortak trajikomik özelliği; menfaatleri nereden eserse, oraya yelken açmak pahasına, diğerini satabilmesi ve yarı yolda kalanın: “Korsanlardan nefret ediyorum.” demesi. Rüzgar yönünde ilerleyen taraf olduklarında eğlenip, pislik yapmayı sürdürüyorlar ancak geride kalıp bırakıldıklarında… yardıma ihtiyacı olanı, arkada bırakmanın çarpıklığını ve yanlış olduğunu fark ediyorlar. Bu döngüyü kırmak için bir kişinin, olması gerekeni denemesi yeterli, esasen.


Elizabeth Swann; valinin kızı, varlık içinde iken etrafındaki çarpıklıkları görüp onlarla dalga geçebilen biri. Varlık, rahatlık; uyum sağlanılası ve kabul edilesi gelir, kolaydır. Ancak Elizabeth, cesareti ve zekayı arayan onun dışındaki yüzeysel ilişkileri reddeden ve popüleriteyi tiye alan bir karakter. Özgürlüğe ve farklılıklara olan özlemi, korsanlara olan sempatisini sağlıyor.

İyimser bakıyorsun, kızlar kötü çocuğu sever, demeyin. Aslında herkes kendine güvenen, cesur ve kendi özgürlüğü sağlayabilen, bağımsız… kişileri sever. Kendi karakterini oluşturup, hayatla baş edebilen birileri olmalı hayatımızda. Ki Elizabeth de o ortamı yakaladığında, kendi kabuğunu kırıp, zihnini kıvrakça kullanabilen biri oluyor. Will ve Elizabeth’e, Jack‘in felsefesinin iyi geldiği söylenebilir.

Will Turner; kılıç ustası, çalışkan, hırslı, zeki biri. Cevabı hoşuna gitmeyeceğini tahmin etse de sorular sormaktan çekinmiyor. Will, sadece silah yapan demirci değil, silahları satmadan önce dövüş sanatına çalışır, her çekiç sallayışında kasları güçlenir. Çoğumuzun sorunu şu; bir şeyler istiyoruz ama asla denemeye başlamıyoruz. Fazla şekilcilik yapıyoruz, illa şu şekilde olacak, o öyle yapmış ben de öyle yapmazsam hayallerimdeki gibi asla olmaz. Önemli olan bir an önce başlamak ve denemektir. Will nihayetinde cesaretini ve özgüvenini kazanmıştı mesela. O yüzden deneyin, denemekten zarar gelse bile en azından, size neyin yanlış olduğunu öğretir.

Will‘in üvey babasının tüm övgüleri elde edip, sarhoş olmaya devam edişi Will‘e; övgülerin aslında önemsiz olduğunu öğretiyor. Yaptıkları ve başardıkları, kendisini geliştirmesi; boş vakitlerini güzel değerlendirdikçe, geceleri rahat uyuyabilmesi için ve bir yeteneğe ihtiyacı olduğunda kullanabilmesi için. Başkaları için değil. Ki gerçekten Will’in kılıç tokuşturması gereken gün geliyor. Kişilerin takdiri üzerinde düşünmek, işlerimizi de özgür kılar. Başkasının görmesi, takdir etmesi için popüleriteye uygun olmaya çalışmayı da zamanla bırakırız. Farklı şeyler deneyebilmeyi, kendi özgürlüğümüzün yollarını öğreniriz.

Will‘in korsanlığın ne olduğunu bilmeden korsanlıktan iliğine kadar nefret ediyor oluşu. Daha önce tadına bakmadığın yemeği, sevip sevmediğini bilemezsin. Dışarıdan bakıldığında korsanlar çirkin, pis, hilebaz… onların arasında kendini batağa düşmüş hissedebilirsin. Ama kendi içinde bi’ düzeni, korsanların da birbiri ile anlaşım tarzı var. Dış görünüşleri ve yaftaları geride bırakıp bir yere uyum sağlayabilmek adına, araya karışmak gerekiyor, anlayabilmek için.

Korsanlar çoğundan farklı değiller, korsanların kuralları evirip çevirişi. İşlerine gelmediğinde kendilerine koydukları kuralları esnetip genişletiyorlar. Yaptığınız işi meşrulaştırmaya çalışıyorsanız, geri çekilip; ne yapıyorum ben, ileride pişman olacağım bir şey mi bu, diye bakın mutlaka.

Filmde kimse yenilmez değil. Will, Jack’i dövüşte yendikten sonra o gaz ile dışarıdaki korsan saldırısını önlemeye çıkıyor ve sokakta bayıltılıyor, basit bir vazo ile. Filmde kimse öylesine bahşedilmiş şansa sahip değil. Bir diğer sahnede, Jack’in yanındaki mahkumlar kurtulurken Jack geride kalıyor. İnsanın boğazına yumru takılır, şanssız hissedebiliriz ama bunu evrensel mesaj haline getirip: “Uğursuzluk var üzerimde.” diye durumu kabul etmemek gerekir. Aksi halde her işte, bir tedirginlik ve bezginlik hissedilir. Bu olayı yaşamamın sürprizi ne acaba, demek ve Jack’in her olayı eğlenerek karşılaması, güzel bir çözüm yolu.

Amiral James Norrington; kendini işine fazla kaptıran dolayısıyla etraflıca düşünmekte zorluk çeken, duyguları ile hareket eden biri, görev adamı olduğu ve işini dürüstçe yaptığını söyleyebilirim. Mesela; Elizabeh‘e aşkını itiraf ederken kendini fazla kaptırması ve Elizabeth‘in korsesi içinde boğulduğunu görememesi. Bazen tam olarak kafamızdaki olsun diye zorlarken, içinde bulunduğumuz şartlara göre esneyip o anda iki kişinin ihtiyacı olanı yapmakta zorlanıyoruz.

Joshamee Gibbs; herkesin düşündüğünü yüksek sesle söyler, korsan veya donanma ayırt etmeksizin her gemide çalışır, batıl inançları olan, basit yaşayan biri. Rüzgar nereden eserse oraya giden veya denklemden çıkan biri. Gibbs’in bu eski düşüncelere takılı kalışı, bir şekilde konumunu muhafaza etmesini sağlıyor. Aynı zamanda hep sabit kalıyor, hiçbir ilerleme veya değişim de söz konusu değil. Değişik gemilerde bulunan, kaptana sadık, güvenilir bir mürettebat.

 

Filmde sayısız, kendine has karakter var, anlattıklarım filmin ruhunu anlatan küçük bir kısmı. Ve her bölümde olaylarla birlikte karakterler de kendini yeniliyor. Bu bakış açısıyla diğer bölümleri kendiniz keşfedin isterim, hepsi birbirinden eğlenceli ve denizlerin farklı mekanlarında geçiyor elbette. Siyah İnci’nin Laneti, ilk filmdi. Ölü Adamın Sandığı, ikincisi. Dünyanın Sonu, Gizemli Denizlerde, Salazar’ın İntikamı isimleri ile beş filmi var. Hepsinin tadı ayrıdır, gönül rahatlığı ile tavsiyemdir. İyi seyirler.

Yazar: Nisa Aktaş

Etiketler: amiral james norrington, elizabeth swann, film incelemesi, jack sparrow, jhonny depp, joshamee gibbs, karayip korsanları, keira knightley, korsan, siyah inci, will turner Kategoriler: İnceleme
paylaş TWEET PIN IT PAYLAŞ paylaş paylaş
Kadir Mutlu

Diziger kurucusu. Celal Bayar Üniversitesi Yazılım Mühendisliği bölümü mezunu. Yabancı dizileri, filmleri, yazılımı ve futbolu sever.

Benzer Yazılar
Yorum Yaz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social Media Auto Publish Powered By : XYZScripts.com