How I Met Your Mother İncelemesi

25 Şubat 2018 667 0 0

How I Met Your Mother (HIMYM) / Annenizle nasıl tanıştım, hikayesini anlatan bir dizi. Aslında hepimizin merak edeceği sorudur; nasıl aşık oldunuz, nasıl güvendiniz ömür boyu birlikte olacağınız kadar?.. Ebeveynler bu konularda ya utangaç davranır ya da soruyu kısaca geçiştirir, nadiren ilginç hikayeler gün yüzüne çıkar. Aklınıza daha önce bu soruları sormak gelmediyse, bir sorun sizinkilere, sıradışı cevaplar gelebilir.

Tabii Ted Mosby gibi bir aileniz varsa “Söz veriyorum hepsi birbiri ile bağlantılı…” diyerek, size hikayeyi Hz Adem’inden başlayarak anlatacaktır. Aslında Ted’e gevezeliği konusunda kızamıyorum çünkü bir hikayenin sadece bir kesitini anlattığımızda, karşıdakinin ne anladığından emin olamayız. Anlatılan ile duyulan çoğu zaman aynı değildir, kabul etmek gerekirse. O yüzden tüm neden sonuçlarıyla ve mümkün mertebe tüm yan hikayecikleri ile anlatmak gerek. Tabii hoşsohbet olmak ile gevezelik arasındaki çizgiyi, karşınızdakinin ilgisine göre belirlemeyi unutmayın, aman.

Bu diziyi karakterleri anlatarak aktarmak istiyorum çünkü dizi tamamıyla bu beşlinin yaşadıkları üzerinden ilerliyor. Olaylara tepkileri ve hayat ile başa çıkma yollarını eğlenceli buluyorum. Hepsi birbirinden farklı ve özel karakterler, aynı anda hepsi birbirine benzer ve eğlenceli kişilikler.
Hikaye anlatıcısı Ted ile başlamak istiyorum. Ted Mosby; mimar, epey hayalperest ve çok iyi çizim yapar, çoğu zaman dalgındır, umursamazdır o yüzden stres altında bile rahattır, Romeo gibi aşkı arar ama ayran gönüllüdür de, her alana ilgili ve heveslidir. Bu özellikleri gruba bir sürü yeni insan getirmesini ve ortamı renklendirmesini sağlamıştı, Barney‘i o getiriyor mesela ve bir sürü kız arkadaşını elbette.

 

Ted’in gelecekteki çocuklarını ara sıra görüyoruz. Ted dizi başlarında fazla savruk ve ipe sapa gelmez görünse de tecrübeleri ve yediği kazıklarla elbette, oturaklı ve sempatik kişiliğini oluşturuyor. Ayrıca hikayeyi anlatanın her zaman her detayı anlatmadığı ve kendi bakış açısına göre olayları değiştirip, daha samimi veya komikleştirdiği görülür. Ted de anılarını karikatürize eder. Dizidekilerin bitmeyen hevesli halleri ve aşırı çocuksu eğlenceleri; Ted‘in geçmişi yad ederken olanları, mutluluk ve şefkat ile hatırlamasındandır, diye düşünüyorum.

Ayrıca Ted her zaman gerçek aşkı arar bazen umutsuzluğa düşer ama hiçbir zaman yalnız kalmaz, arkadaşları hep yanındadır çünkü o da her daim arkadaşlarına destek olur. İşin ironik yanı Ted, kime aşık olması gerektiğini başından beri biliyor; gitar çalan, eğlenceli, Starwars seven biri. Bu kadar spesifik özellikler aradığı ve titizlendiği için yalnızlığa mahkum kalacağını düşünüyor. İşin aslı şu şekilde, Ted pes etmeden sevgilisini aramayı sürdürüyor başka bedenler altında, onlara olmadığı ruhlar koyup kafasındaki gibi olmalarını istiyor. Tabii zamanla hayalperestliğin insan ilişkilerinde beklenti olarak kullanılmasının yanlış yol olduğunu fark ediyor. Ve olgunlaştığında doğru kişiyi de buluyor elbet.

 Robin Scherbatsky, gazeteci ancak onun bu yönünü çok görmüyoruz. Gençken Kanadalı popstar oluşu, sert bir baba tarafından yetiştirilmesi, viski ve puro seven biri oluşu, Amerikan futbolu sevmesi, sürekli goy goy yapabilmesi, pot kırdığında içki ısmarlaması, istediğinde gerçekten feminen giyinebilmesi, içine kapanık biri oluşu… onun hakkında ilk aklıma gelenler. Robin aslında gerçeği söylemekten sakınmayan ve iddia, yarış gibi mevzularda hırsla öne çıkabilen, gayet kendine güvenen biri. Ancak çoğu zaman denemeden önce, bunu yapmama gerek yok deyip, diğerlerinin oynamasını bekler ve kendi kenardan keyfekeder diğerlerini seyreder. İçine kapanık oluşu şu yönden, çok söz söyler ama kendi hakkında içindeki karanlık olduğunu sandığı ayrıntıları asla dile getirmez. Her yönüyle kendini gösterebilmesi için yani insanlara güvenebilmesi için yıllar gerekir.

Babasının çok sert mizaçlı oluşu onu güçlü kılmış, kendine has zevkleri var ve savaşmaktan, dövüşten kaçmaz, cesur biri. Ancak erkeklere nasıl yaklaşacağını, nasıl kişilere güvenmesi gerektiği konusunda onu yalnız bırakmış, ona örnek bir aile bireyi olmayışı. Bir sürü kişi ile birlikte oluyor, sırf yalnız kalmamak adına yanlış tercihler yapıyor. Ve içten içe güzel olmadığını hissediyor bence çünkü Ted veya Barney ona ne zaman güzel olduklarını söylese epey şaşırır. Ben sorunluyum, der. Futbol ile ilgilenen, yanında silah taşıyan biri olarak çekici olmadığını düşünüyordur, eminim ki. O inanmasa da tüm iyi ve kötü zannettiği yönleriyle çok tatlı ve çekici biri bence.

 

Marshall Eriksen, hukuk okuyan arkadaşı, ilk bölümlerde kalın kitaplar arasında ve sınavlarına hazırlanırken görüyoruz bol bol. Aptalca denilebilecek ama merak ettiyse deneyen, sorumluluklarının farkında yine de eğlenme zamanı da dibine kadar eğlenebilen, batıl inançlara biraz fazla takıntılı, sürekli konuştuğu için fotoğraflarda asla iyi çıkmayan, -grafik ve şemalı anlatımlarına bakarsanız- ayrıntılarla eğlenebilen biri. Stres anında ise etrafındakilerle uğraşmaya başlıyor, mesela Lily’i ilgisiz bırakması veya Barney’i tokat iddiası ile korkutması gibi.

Marshall‘ın hayalleri yolunda ilerlemesi ve beklerken daima bir uğraş edinmesi, değişik işlere girişmekten çekinmemesi hoşuma gitmişti. Ve daima Lily‘i sevip ona sadık olması bir yana, birbirine iyi gelen ve birbirlerinin en yakın arkadaşı olabilecek kadar uyumlu çiftler. Daima eğlenip arkadaşlarına da vakit ayırabiliyor ayrıca en dibe düştüğünde tekrar arkadaşları yardımı ile ayağa kalkıp devam edebiliyor. Marshall‘ın sinir bozucu derecede şanslı olduğunu düşünmüşümdür hep.

 

Lily Aldrin, anaokulu öğretmeni ve ressam. Duygularını uç noktalarda yaşayan, sevimli, ponçik ve tam bir insan sarrafı, alışverişkolik, sıcak kanlı, şeytan tüylü herkesle ama herkesle anlaşabilen biri, ilginç hevesleri var, hayalleri konusunda cesurca kararlar alıp alışageldiği hayat tarzını değiştirebilen biri. Sevimli, ağlarken bile tatlı görünür, yumuşak ve anaç yüzü var, ona kızgın kalmak bu yönü itibariyle zor olsa gerek. Duyguları çok çabuk yükseliyor, ya çok sinirlenir bir anda ortalığı yakıp yıkar -ki çılgın gözlere sahip- ya da çok çabuk sakinleşip bir anda unutup affeder. Her zaman heveslidir, yeniliklere açık biri.

Güçlü bir anne ve ne yaptığını bilen, akılllı bir arkadaş rolünde. Ancak en güçlü insanların bile kırıldığı, zayıf düştüğü zamanları olur. Lily alışveriş çılgınlığı, babasının onu sürekli hayal kırıklığına uğratması, Paris’te ressam olamayacağını fark ettikten sonra bile ailesi ve arkadaşları için ve onlarla birlikte ayakta durmaya devam edebiliyor. En güzel anlarımızı paylaşıp eğlenebileceğimiz kişiler bulmak kolaydır çünkü herkes gülüp eğlenebilir. Ancak düştüğümüzde, karanlık yanlarımız ortaya çıktığında, hayatın yokuşundan geçerken bize yardım edebilecek, bizi anlayabilecek, destek olup yanımızda durabilecek arkadaşlar edinmek zordur. Onları fark etmek ve özen göstermek gerekir, karşılıklı vefa göstermek ve samimiyet gerektirir. Umarım, gerçek hallerinizle uyum sağladığınız kişiler edinirsiniz, tüm hayatınız boyunca birbirinize destek olup eğlenebileceğiniz.

 

Barney Stinson, aşırı eğlenceli, her gün değişik konu ile karşımıza çıkan, kendi kuralları olan, karikatür gibi bir tip. Bu kabuk altında, zor bir hayat yaşamış ve gerçekler acı geldiği için kendi kurduğu hayal dünyasına inanıp onu yaşamaya çalışan biri var. Kadınlar ile uzun süreli ilişki yaşayamadığı için daha çoğunu elde edebilmek adına yüzeysel kurallar bulmuş, bunlara Playbook demiş. Daha çok zaten meyilli kişileri etkilemek veya kandırmak adına bir tavsiyeler bütünü. Ayrıca arkadaşları ile arasındaki aşılmaması gereken çizgiler adına Brocode‘ da mevcut. Yüzleşmek istemediği ya da karşılaşmak istemediği sıkıcı durumları önlemek adına koyduğu kurallar denilebilir.

Barney epey boş vakti olan ve bu vakitlerde kendini ilginç yönlerde geliştiren biri, blog yazıyor ve iki tane kitabı var. Tabii tamamen eğlence üzerine uğraşları ve hayatı söz konusu. En sevdiğim sözleri;

> Gerçekten hoşuna giden bir olayı şevkle anlatırken: “Legend wait for it dary. / Efsa… bekle biraz …nevi.” der.
> Kumar ve bahislere karşı koyamaz, bir imtihan çıktığında hırsla ve eğlenerek: “Challenge accepted. / İddia kabul edildi.” der.
> Bir sürü kuralı vardır ama karşıdakini ikna etmek ve olayın önemini vurgulamak adına: “My other one rule... / Hayır, diğer tek çiğnenemez kuralım…” der.
> Jinx / Cip kola kilit oyunu çok basit, iki kişi sohbet sırasında aynı anda bir şey söylerse ilk olarak: “Jinx!” diyen diğerini susturmuş olur. Jinx eden daha sonra izin verene dek diğerinin konuşmaması gerek çünkü kurala uymazsa başına felaketler gelebilir ve oynaması zevkli bir oyun. O yüzden beklenmedik anda aynı kelimeleri söylediğinizde Jinx’i uygulayıp susmaya hazırlıksız yakalanan arkadaş ile tüm gün eğlenebilirsiniz.
> High Five/ Çak bi’ beşlik, arkadaşınızla birbirinizi düşünce olarak tamamladığınız ve birbirinizi mükemmel anladığınız o uyum anı eliniz istemsizce havaya kalkar ve birbirinize sevinçle beşlik uzatırsınız. Barney bunu gerekli gereksiz yapabiliyor, muhteşem uyum sağlanmadan elini havaya kaldırdığında arkadaşı ile mükemmel uyumu yakalayamadığını kabul etmek yerine tüm gün eli havada geziyor. Lütfen bi’ beşlik diye dilenmeye başlıyor, yine epey eğlenceli.

> Intervention / Müdahale Toplantısı, arkadaşlarınızdan biri kendini rezil eden, kendine kötülüğü dokunan ve hiç de farkında olmadığı bir alışkanlık edinmişse, bir heves içindeyse… diğer arkadaşlar oy birliği ile bir araya gelir ve neden müdahale ettiklerini açıklayan yazılarını sıra ile okurlar. Böylece diğer arkadaşı kendinden kurtarmış olurlar. Bence gerçek hayatta da bazı özelliklerin farkında olup birbirimizi kırmamak, üzen sözler söyleyen kişi olmamak adına sustuğumuz olduğunda, eğlenceli bir üsluple müdahale toplantısını kullanabiliriz. Epey tatlı bir yöntem.

> Pause / Donduralım, bir tartışma sırasında argümanlar ve çözüme ulaşmak yerine sadece kırıcılaşmaya, karşıdakinin açıklarını aramaya başlandığı anda tartışmanın sonuca ulaşmayacağını anladıklarında Lily ve Marshall, “Pause.” deyip dururlar ve daha mantıklı hissettiklerinde, birbirlerini affetmeye yakın olduklarında tartışmaya kaldığı yerden devam ederler. Bu birbirlerini sevdiklerini bildiklerini ve tartışmanın atlatılması gereken basamak olduğunun farkında oldukları anlamına geliyor. Çok yapıcı bir ilişki ve tatlı bir birliktelik. Bence de kızgınlıkla sözler söylemek yerine, tartışma sonraya ertelenebilmeli. Bu taktik gerçek hayatta uygulanabilir.

Bunlar sadece samimi arkadaş grubuna özgü ve sadece gruptakilerin anlayacağı, kendi aranızdaki oyunlar olur genelde. HIMYM‘daki beşli de kendilerine özgü bir sürü sohbet, bakışarak konuşma, gizli anlaşmalar ve şakalar mevcut. Arkadaşlarınızla ortamınızı renklendirmek ve hayatı daha neşeli yaşamak adına size rol model olabilir. Aman dikkat, size sadece dizideki hoş arkadaşlık bağını öneriyorum. Gidip Batı’nın kötü ahlakını övüyor bize demeyin, izleyici olan sizlersiniz, dikkat ettiğiniz ve öğrendikleriniz size özgüdür unutmayın. Umarım eğlenirsiniz, izlemenizi tavsiye ederim, epey eğlenceli bir dizi. İyi seyirler.

Ek: Barney‘nin blog’u ve kitaplarını merak eden arkadaşlar linkten ulaşabilir… http://www.barneystinsonblog.com/

Yazar: Nisa Aktaş

Etiketler: arkadaşlık, barney stinson, friendship, gerçek hayat benzeri dizi, hımym, How I Met Your Mother, komedi dizisi, Lily Aldrin, Marshall Eriksen, Robin Scherbatsky, Ted Mosby Kategoriler: İnceleme
paylaş TWEET PIN IT PAYLAŞ paylaş paylaş
Kadir Mutlu

Diziger kurucusu. Celal Bayar Üniversitesi Yazılım Mühendisliği bölümü mezunu. Yabancı dizileri, filmleri, yazılımı ve futbolu sever.

Benzer Yazılar
Yorum Yaz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social Media Auto Publish Powered By : XYZScripts.com