Her Pazar 7 Film Önerisi – 1

11 Şubat 2018 244 0 0

Merhaba arkadaşlar! Her pazar gelecek olan bu bölümde sizlerle o hafta izlediğim filmleri paylaşacağım. Umarım arasından bir-iki tanede olsa filmler ilginizi cezbeder ve fırsat bulduğunuzda izlersiniz. Dilerseniz hemen başlayalım.

 

1)A Face In the Crowd (1957)

Film,, Yalnız Rhodes (Andy Griffith) ismindeki ağzına gelen her şeyi, kimseyi umursamadan söyleyen, kaba bir adamın radyocu Marcia tarafından keşfedilmesi ve sonra başarı basamaklarını bir bir tırmanıp önce radyo, sonra televizyon yıldızı olmasını, en son ise siyasete atılmasını anlatıyor. Rhodes’a kapılan ilk kişi olan Marcia (Patricia Neal) ise Rhodes’un şöhretinin gölgesi altında yavaş yavaş ezilecektir.

Şöhretin insana neler yapabileceğini ve televizyon dünyasının neleri saklayabileceğini gösteren bu yapımda bize toplumun göğe çıkarttığı herhangi birini, bir anda nasıl silebileceğini de gösteriyor.

2)Begin Again (2013)

Müzik kariyerinde yükselişe geçmekte olan sevgilisinin peşine takılıp New York’a gelen Gretta (Keira Knightley) , eskiden büyük bir müzik yapım şirketinin kurucusu olan prodüktör Dan’le (Mark Ruffalo) tanışıyor ve kendi şarkılarını yetenekli müzisyenlerle birlikte New York’un açık alanlarında kaydetmeye başlıyor.

Senaryosu her ne kadar alıştığımız tarzda olsa da, başarılı oyuncuları izleyip eşsiz müziklerle kendimize bir ziyafet çekmemiz mümkün.

3)A Monster Calls (2016)

Film 13 yaşındaki Connor O’Malley’nin (Lewis MacDougall) annesinin hastalığının, üzerindeki etkisine değinmesiyle başlıyor. Küçük yaşta üzerine binen bu duygu karmaşasıyla psikolojisi alt üst olan Connor gitgide kendini hayattan soyutlamaya başlıyor derken, bir gün saat tam 00:07’de evlerinin karşısındaki porsuk ağacında yaşayan canavar onu ziyarete gelir ve ona hikayeler anlatmak istediğini söyler. Böylece Connor kendi duygularıyla ve hayatın gerçekleriyle yüzleşmeyi yavaş yavaş öğrenmeye başlar.

Film de dikkatimi ilk olarak çeken şey Connor’ı oynayan Lewis MacDougall’ın gerçekten takdir edilmesi gereken oyunculuğu oldu. Yaşının getirdiği korkuları ve duyguları bize gerçekten iyi yansıtan MacDougall’ı umarım daha fazla yapımda görme şansı yakalayabiliriz.

4)The Shape Of Water (2017)

Film, yüksek denetimli bir devlet laboratuvarında temizlik görevlisi olarak çalışan Elisa’nın (Sally Hawkins) laboratuvara getirilen gizli deneyle “tanışması”nın ve deneyi oradan kaçırmaya karar vermesinin ardından meydana gelen olayları anlatıyor.

Elisa’yı oynayan Sally Hawkins’in dilsiz rolünü harika bir şekilde yaptığını söylemek gerek. İçindeki o şevki işaret diline o kadar güzel aktarıyor ve mimiklerini o kadar güzel kullanıyor ki izlerken alkışlamak geldi içimden.

5)The Commuter (2018)

Michael McCauley (Liam Neeson) adındaki, her günü aynı geçen bir bir aile babasının anlatıldığı film, başından itibaren asla sonrasında ne olacağının mesajını vermiyor. Bir sabah Michael hergün bindiği trene biniyor ve gizemli bir kadınla karşılaşıyor. Kadının ondan bir şey istemesiyle Michael kendini gerilim dolu bir maceranın içinde buluyor.

Liam Neeson aksiyon filmlerinden aşina olduğumuz bir yüz. Öyle ki, artık onu görmek bile bir yerlerde kovalamaca çıkacağının habercisi oldu. Filmin ilgi çekici konusuyla bu yetenekli oyuncu birleşince ortaya harika bir iş çıkmış.

6)Only Lovers Left Alive (2013)

İki depresif aşığı anlatan filmde Eve (Tilda Swinton)  ve Adam (Tom Hiddleston) birer vampirdir. Adam, Detroit’te yaşayan çok yetenekli bir vampirdir ve tek aşı olan Eve Fas’ta yaşıyordur. Bir gün Eve, Adam’ı ziyaret etmeye karar verir. Bu iflah olmaz dünyada yaşamaktan usanmış olan Adam, Eve’nin gelişiyle deyimi yerindeyse hayat bulur. Tabii birden ortaya çıkan Eve’nin kardeşi Ava, Adam’ı çileden çıkartmaya kararlıdır.

Filme modumu düşürür mü gibi bir düşünceyle başladım ancak sonrasında iki depresif vampirin bir araya geldiklerinde hayata tutunuşlarını gördüm. Özellikle Tilda Swinton’ı ve oyunculuğunu çok seven biri olarak film gerçekten güzeldi diyebilirim.

7)VOLDEMORT: Origins Of The Heir (2018)

Bu bir fan yapımı film. Yani izleyip izlememekte çok kararsız kaldım ancak içimdeki Potterhead izlemem için sürekli diretip durdu. Bunu bir bonus olarak düşünebiliriz.

Filme gelince, benim için biraz hayal kırıklığı oldu diyebilirim. Fragman gerçekten çok güzel duruyordu ancak fragmandaki çoğu sahne filmde yoktu ve bu beni gerçekten üzdü. Tom Marvolo Riddle‘ın hayatı kesinlikle filmi yapılmasını düşündüğüm bir hikayeydi. 7 kitap ve 8 filmlik bir projenin baş kötüsünün hayatının hayranlar tarafından çekileceğini öğrendiğimde biraz şaşırmıştım. Hogwarts’ın 4 binasının kurucularının varislerinin ve Tom’un hortkulukları nasıl topladığını anlatan film beklentilerimi pek karşılamadı. Eğer izlemek isterseniz Youtube’dan filme ulaşabilirsiniz.

 

Bu haftalık benden bu kadar. İzlememi ve tanıtımını yapmamı istediğiniz filmler olursa bana ulaşabilirsiniz. Haftaya pazar, yeni önerilerle görüşmek üzere!

 

 

 

Etiketler: A Face In The Crowd, Begin Again, Sadece Aşıklar Hayatta Kalır, Suyun Sesi, Voldemort, Yaratığın Çağrısı, Yolcu Kategoriler: Liste
paylaş TWEET PIN IT PAYLAŞ paylaş paylaş
Kadir Mutlu

Diziger kurucusu. Celal Bayar Üniversitesi Yazılım Mühendisliği bölümü mezunu. Yabancı dizileri, filmleri, yazılımı ve futbolu sever.

Benzer Yazılar
Yorum Yaz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social Media Auto Publish Powered By : XYZScripts.com