DC İçin Güzel Günlerin Kapısını Aralayan Film! Aquaman İnceleme

23 Ocak 2019 118 0 1

DC’nin Suicide Squad, Batman V Superman ve Justice League gibi yaptığı filmlerle harika izlenme potansiyeline sahip süper kahramanlarını bana göre harcadı. Bu üç film yapılandan çok daha iyi olabilirdi. DC’nin tam tersine kendi sinematik evrenini yaptığı filmlerle geliştirerek DC’ye on kat fark attı. DC’nin bu kötü karakterini değiştirmek kendi yapacakları filmlere bağlı olduğu aşikar. Yapımcılar da bunun farkında olduğu için bir an önce yeni projeler ile DC Comics’ eski günlerine geri döndürme kararı aldılar. Bana göre bunların başında Wonder Woman geliyor. Sonrasında ise yine bana göre Aquaman geliyor. Yani bu film DC Comics’in bir şeyleri değiştirip üzerine çöken kara bulutları dağıtmak için önemli bir mevkide bulunuyor. Peki başarılı olmuşlar mı onun cevabını filmin kısaca sinopsisinden bahsettikten sonra incelemede vereyim dostlarım.
Arthur Curry kendiyle ilgili büyük bir gerçeği keşfetmiştir. Kendisi okyanuslar altında inşa edilen Atlantis krallığının tahtının varisidir. Ancak Aquaman’in sinsi yarı-kardeşi Orm, Atlantis tahtını istemektedir. Arthur Curry, nam-ı diğer Aquaman, kendisine kalan mirasa sahip çıkmalı ve halkının başına geçmelidir. Yoksa kendi hayatının yanı sıra sevdiği kişiler de büyük bir tehlikeyle yüz yüze gelmek zorunda kalacaktır. Bu yolculukta Arthur kendiyle yüzleşmenin yanı sıra, bir kral olmaya layık olup olmadığını da keşfetmek zorundadır.
Gerilimin ustası ünlü yönetmen James Wan’ın yönettiği filmin başrolünde Jason Momoa yer alıyor. Filmin kadrosunda; Aquaman’in yardım eden, Atlantis tahtının danışmanı Nuidis Vulko rolünde Oscar adayı usta oyuncu Willem Dafoe, Atlantis’in kraliçesi Mera rolünde güzel yıldız Amber Heard, Aquaman’in kötü kalpli yarı-kardeşi ve Atlantis’in kralı Orm rolünde, “Korku Seansı” evreninin Ed Warren’ı, Watchmen’in Nite Owl’u Patrick Wilson, Aquaman’in annesi kraliçe Atlanna rolünde Oscar ödüllü oyuncu Nicole Kidman, intikamcı Black Manta rolünde Yahya Abdul-Mateen II ve Atlantisli kabile Xebel’in lideri Nereus rolünde Dolph Lundgren de yer alıyor.
(Beyazperde’den alınmıştır)

Açıkçası DC’nin kendi bünyesinde barınan birçok filmi bastırmasıyla bu yıl vizyona girecek Aquaman filmi için beklentiler çok düşüktü. Ama oyuncu kadrosu ve yönetmen açıklanıp üzerine bir de fragmanlar eklenince beklentiler de yükseliş söz konusu oldu. Kuşkusuz buna filmin yönetmen koltuğunda James Wan’ın oturması da etken. Korku ve gerilim filmlerinin altın çocuğu olarak adlandırılan James Wan’ı Korku Seansı 1-2 ve filmlerinden tanıyoruz. Aslında ilk defa bu türde bir film çekeceği sebebiyle bazı sinema severlerce yanlış bulunan bu seçimi filmi izledikten sonra aslında ne kadar da doğru olduğunu görüyoruz. Çünkü filmin genel olarak kamera açıları ve geçişleri başarılı. Ayrıca dövüş sahneleri daha önce hiçbir dc filminde görmediğimiz 360 derecelik kamera açıları ile çekilmiş. Bu hareketleri daha kolay takip etmemizi sağlıyor ki bir aksiyon sahnesi için en önemli detay da budur (mesela Venom filminin sonundaki simbiyotların dövüş sahnesinde bir şey anlayan var mı?). Yani yönetmen olarak James Wan’ın seçimi yerinde olmuş ve usta yönetmen işin hakkını vermiş.

 

Arthur’un zeka küpü (?) kardeşi King Orm karadaki insanları yani bizleri denizleri kirletmekle (ki bu suçlamasında çok haklı) ve kendi soylarını tehtit etmekle suçluyordu. Bir denizaltının Atlantis’e saldırması ile de olay tetikleniyor ve karadakilere savaş açılması kararı alınıyor. Ancak olay Aquaman’in geri dönmesi ve kutsal silahı alıp kardeşine saldırması sebebiyle bir anda ortadan kalkıyor. Ya benim güzel kardeşlerim filmin başından beri böyle bir mevzu varsa neden iki dakikadan ortadan kalkacak şekilde senaryoyu ayarlıyorsunuz. Ayrıca zaten filmde adam akıllı bir kötü yok olmadığı için de aman aman bir savaş sahnesi yok bırakın Kral Orm ve ordusu açsaydı savaş karada devam etseydi olay (hem böylece görsel efektlerin oranı da biraz azalmış olurdu) Aquman de gitseydi savaşsaydı hepsiyle en son arada kalacağı bir sahne olsaydı insanlar mı yoksa kendi ırkı mı diyerekten. Bence bu filmdeki sondan daha güzel bir son olurdu.

Süper kahraman filmlerinde artık eski geçerlilikler biz sinemaseverler tarafından rağbet görmüyor hatta klişe olarak adlandırılıyor. Buna en iyi örnek filmde her şey iyilerin aleyhine ilerlemesine rağmen filmin sonunda napıp edip iyiler kazanıyor. Günümüzde bu durum biraz klasikleşmiş durumda. Çünkü süper kahraman filmlerinde iyi karakterlerin niteliği kadar kötü karakterlerin de niteliği filmin başarılı olarak derecelendirilmesinde bir ölçüt. Mesela Marvel evreninde Loki’nin Dc evreninde ise Heath Ledger’in hayat verdiği Joker karakterinin birçok süper kahramandan daha çok sevilmesi ve deliler gibi solo filmlerini beklememiz bunun bir göstergesidir. Marvel bu sorunu Loki ile Thanos ile ve birkaç kötü adam ile aşıyor diyebiliriz. Dc’nin ise bir sürü sorununun yanında bu sorun da var. Kötü adam sorunun bu filmde aşmaya çalıştıkların net bir şekilde görüyoruz. Aslında pek de başarısız olmuş sayılmazlar ama kötü adam konusunda filmde bir karışıklık söz konusu zira Aquman için bir Atlantis’in kralı olup karadakilere savaş açmak isteyen Aquaman’in kardeşi ve bir de babasının intikamını almak isteyen Black Manta (bu abimiz Aquaman’in çizgi romanlarındaki en klâsik düşmanlarından biridir)var. Filmde Black Manta’dan çok Arthur’un kardeşinin kötü karakter olarak baskın olduğunu gördük ama açıkçası iki karaktere ayrılan süreler yer değiştirse ve Black Manta’yı ana kötü yapıp , Aquman ile savaşı daha ciddiye alınıp üzerine yoğunlaşılsa çok daha iyi bir savaş görürdük. Ayrıca ben çizgi romanların aksine Black Manta’yı daha zayıf gösterdiklerini düşünüyorum. Buna karaktere hayat veren Yahya Abdul’un ortalamamın altında oyuncu performansı da etken.

 

Küçüklüğümüzden beri Atlantis hakkındaki merakımız hep olmuştur. Nasıl bir yer, neden suya gömüldü, hâlâ neden bulunamadı, orada kimler yaşıyordu vb. birçok sorunun kafalarınızda pırıl pırıl döndüğüne eminim. Ayrıca şu zamana kadar Atlantis’in elimizde kesin bir görüntüsü bulunmamakta. Görüntü yönetmenine ve James Wan’a bu yüzden bu konuda çok iş düşüyordu. Bence hayalinizdeki Atlantis’i filmde görebilirsiniz çünkü görüntü olarak çok iyi bir şekilde aktarmışlar. Ayrıca olayların çoğu orada geçtiği için Atlantis’in tadını da çıkardık diyebiliriz.

 

Filmde bence çok da gerek olmayan birçok aynı tür sahne vardı. O da kameraların bir olaydan sonra çıplak bir şekilde duran Aquaman’a dönmesi Jason abimizin kameraya doğru seksi bir bakış atması ve arka fondan bir gitar solosu çalması idi. Bu tür Hollywood klişeleri eskiye göre artık pek tutulmadığı için kas gösterisine kendi fikrimce gerek yoktu (hayır kesinlikle kıskançlıktan değil).

 

Filmde ilk baş Arthur’un abimizin annesinin babasının nasıl tanıştığını ve bu tanışmanın bir aşk hikayesine dönüşmesini görüyoruz. Bundan sonra da zaten bu aşkın meyvesi olarak Atlantis’in prensi Arthur’un dünyaya gelişini görüyoruz. Birtakım olayları sonrasında ise film günümüze geliyor ve artık Arthur’u gelişmiş korsanlarla savaşan yerel bir kahraman olduğunu izliyoruz. Bundan sonra ise film devam ederken bir anda )açıkçası çok iyi bir şekilde) sahneler değişiyor ve Arthur’un çocukluğuna ya da gençliğine geri dönüş yapıyoruz. Bu hikayeyinin havada kalmaması için iyi bir seçim olmuş ayrıca James Wan burada da yönetmen yeteneğini konuşturarak sahneler arası geçişi çok iyi gerçekleştirmiş.

Arthur ile Mera’nın arasında tanıştıkları ilk dakikadan beri aralarında bir aşkın olacağını az çok tahmin etmiştik. Zaten filmlerdeki aşkların %90’ı da böyle doğar. Filmdeki başrol erkek ile başrol kız tanışır ilk baş birbirlerini sevmez ve istemezler ama sonra aa bir bakmışsınız ki öpüşüyorlar. Maalesef bahsettiğim klişe bu filmde de var (çok da önemli mi diye sorarsanız bu aşk detayı tabi ki değil fakat değinmek istediğim bir konuydu).

 

Film DC’nin beklediğinden de iyi bir gişe başarısı göstererek gişede 1 milyar barajını geçen 37. film oldu. Bu DC’ye hem maddi hem de manevi (şu üzerindeki kara bulutları dağıtma muhabeti) bir destek oldu diyebiliriz. Ayrıca yapımcıların birbirine bağlı olaylardan oluşan filmlerden çok solo hikâyelere dönük filmler yapma fikri de tutmuş gibi gözüküyor.

 

 

 

Etiketler: Aquaman, Atlantis, DC Comics, Hollywood, Jason Momoa, Warner Bros Kategoriler: İnceleme, Sinema
paylaş TWEET PIN IT PAYLAŞ paylaş paylaş
Can Turbay

Sıkıcı lise hayatından uzaklaşmak, yeni dünyaların kapısını aralamak için filmlere ve dizilere muhtaç olan bir genç arkadaşınız. Aslında tüm insanlığın tek ihtiyacı kendinden bir parça bulabilecek iyi filmler izlemektir.

Benzer Yazılar
Yorum Yaz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social Media Auto Publish Powered By : XYZScripts.com