Birçok Ders Çıkarmamız Gereken Irkçılık Karşıtı Filmlerin En İyilerinden! American History X İnceleme

1 Ocak 2019 110 0 4

Birçok bağımsız yönetmen ırkçılık üzerine çeşitli yapımlar ortaya koymuşlardır. IMDB Top 250 listesinde 42. sırada bulunan American History X bu türdeki filmlerden. Yalnız sadece bu türden olduğunu söylemem sizi yanıltmasın zira film türünün en iyilerinden anlatmak istediğini de başarılı ve net bir şekilde anlatıyor.

Kısaca sinopsisinden bahsedip incelemeye geçmeden önce şunu söylemek isterim. Filmdeki bazı olayları açıklarken sonlara kendi görüşlerimi de kattım. Bu görüşlerim size mantıklı ya da mantıksız gelebilir veya sizin görüşünüzle tamamen zıt olabilir. Bu benim kendi görüşlerimdir o sizin kendi görüşünüzdür benimki doğru ya da sizinki doğru demiyorum. Yazı sadece okuyup keyifli zaman geçirmeniz için yazılmıştır (yani beni linç etmeyin).

Geçmişin Gölgesinde, öldürülen babasının intikamını almaya çalışan bir gencin hikayesini anlatıyor. Babasının uyuşturucu satıcısı bir zenci tarafından öldürülmesinden sonra Derek faşist bir çetenin önemli bir üyesi haline gelmiştir. Babasının ölümünün intikamını bu örgütün, kendileri gibi olmayanlara karşı yaptığı saldırılar ve tacizlerle almaya çalışan Derek, bir gün, arabasını çalmaya çalışan iki zenciyi öldürür ve hapse girer. Bu süreçte küçük kardeşi Danny de ağabeyinin izinden gitmeyi seçer. Derek hapiste geçirdiği süre boyunca bambaşka bir adam olmuş, yaptığı hatalardan pişmanlık duymuştur. Artık bir “dazlak” değildir ve tek amacı kardeşini bu yanlış yoldan geri döndürmeye çalışmak olacaktır.

Bizim harika sinema dağıtım gruplarımızın filmlerin orijinal adını değiştirerek başka bir ad koyup vizyona sokma saçmalığından(Suicide Squad’ın ülkemizde vizyona Gerçek Kötüler adıyla girmesi) maalesef bu film de nasipini almış. Filmin orijinal adı American History X biz ise filmi Geçmişin Gölgesinde olarak gösterime koyduk. Hiç gerek olmayan bir ekleme olmuş.

Filmin bu kadar iyi olmasında bana göre kamera açılarının ve sahne geçişlerinin büyük etkisi var. İzlerken sanki film izliyormuş gibi değil de bize biri karşımıza geçip yaşadığı olayı gösterip anlatıyormuş hissine kapıldım. Aslında bu da yönetmenin büyük bir başarıdır çünkü hikayeyi Dany anlatıyor ve olayları onun bakış açısından görüyoruz. Senaryoda bu durum yazılır çizilir bu basittir fakat bunu çekimlerle izleyiciye aktarmak taktire şayan bir iştir. Ayrıca senaryonun da çok ustaca hazırlanmış olduğunu söylemem gerek. Olayların ne çok yavaş ne de çok hızlı geçmemesi tam kıvamında ilerlemesi izlerken hiç sıkılmamızı sağlıyor ayrıca filmin yaklaşık iki saatlik süresinin su gibi akıp gitmesini sağlıyor. Her iyi filmde olması gerektiği gibi bu filmde de olaya bağlı merak unsuru ön planda. Normal devam eden hikâyenin yanı sıra yönetmen flash back sahneleri de ekleyerek müthiş bir uyum yaratıyor ve bizi filmin dünyasına çekiyor.

Filmdeki hikaye kronolojik olarak ilerlemiyor. Olayları daha iyi anlayıp kavramamız adına (ayrıca karakterli tanımamız açısından da önemi var) flash backler kullanılarak geriye dönüş yapılmış. Gereğinden fazla flash back’in olmaması ve bunların çok iyi yerlerde kullanılması filmin kalitesini yukarılara tırmandırmış. Flash back sahnelerinin siyah beyaz olarak gösterilmesi ise hem olayların karanlığına bir mesaj gönderme hem de bir filmi şimdiki zaman bir geçmiş zamana döndürüp seyircinin aklının karışmasını yani filmden uzaklaşmamasını sağlamak açısından iyi düşünülmüş.

Filmde bir sahnede konu Derek’in nasıl Neo-Nazi düşüncesini benimsediğine geliyor. Babasının ölümünden sonra Derek’in bu düşünceyi benimsediği söyleniyor fakat aslında babasının yaşarken ırkçı düşüncelerini oğluna enjekte etmesiyle başladığını öğreniyoruz. İtfaiyede çalışan babası iki beyaz arkadaşı yerine onlardan daha düşük puan almalarına rağmen bir nevi kaynaştırma amaçlı gelen iki siyahinin orada olmaması gerektiğini bunun bir haksızlık olduğunu ve siyahilere hakaret içeren sözler söylüyor. Babası itfaiyede çalışırken öldüğünü öğrenince de bu iki zenciyi suçluyor ve artık kafasında Neo-Nazi görüşü oturuyor. Peki eğer babası bu düşünceleri oğluna dayatmasaydı oğluna seçme şansı verseydi ne olacaktı. Belki de Derek ve ailesi çok farklı yerde olacaktı. Şunu unutmayın ki hepimiz bir bireyiz, kendi görüşlerimiz fikirlerimiz olabilir karşımızdaki öyle düşünmüyor diye bunları değiştirmemize gerek yok. Kendi bildiğinizi yapın demiyorum fakat başkalarının dediklerine eğer doğru olduğunu düşünmüyorsanız kulak asmayın ve en doğru kararı vermek için uğraşın zira Derek böyle yapsaydı belki de kendisi ve ailesi parçalanmayacaktı.

(Alıntıdır)
Nazi partisinin Führer’i (lider) Adolf Hitler, Nazi ideolojisi olarak tanınagelmiş fikirleri formülleştirmiş ve açık bir şekilde ifade etmiştir. Kendini derin ve bilge bir düşünür sanan Hitler, fevkalade karmaşık bir dünyayı anlamanın anahtarını bulduğuna ikna olmuştur. Bir insanın karakter özelliklerini, tavırlarını, kabiliyetlerini ve davranışını bu kişinin sözde ırk yapısının belirlediğine inanmıştır. Hitler’e göre tüm gruplar, ırklar ya da uluslar (bu terimleri birbirinin yerine kullanmaktaydı) kendi içinde, sabit olarak bir kuşaktan sonrakine iletilen kişisel özellikler taşımaktaydı. Hiçbir birey doğuştan gelen ırksal niteliklerini aşamazdı. Tüm insan tarihi, ırksal mücadele ile açıklanabilirdi. Hitler ve Naziler, ırk ideolojilerini kesin bir şekilde ifade ederken 19. yüzyılın sonlarındaki Alman sosyal Darvincilerin fikirlerinden yararlanmıştır. Kendilerinden önce gelen Darvinciler gibi Naziler de insanoğlunun toplu olarak “ırklar” hâlinde sınıflandırılabileceğine ve her bir ırkın, tarih öncesi zamanlarda insanların ilk ortaya çıkışından bu yana genetik olarak aktarılan ayırıcı karakter özellikleri taşıdığına inanmıştır. Bu kalıtsal karakter özellikleri, sadece dış görünüş ve fiziksel yapı ile ilgili olmayıp aynı zamanda iç zihinsel yaşantıyı, düşünme biçimlerini, yaratıcı ve örgütsel yetenekleri, zekayı, kültür hazzını ve takdirini, fiziksel kuvveti ve askerî yeterliliği de şekillendirmekteydi. Naziler, ayrıca Darvin’in “en güçlünün hayatta kalması” ile ilgili evrim teorisi hakkında sosyal Darvinci kavramayı da benimsemiştir. Nazilere göre, bir ırkın hayatta kalması üreme ve çoğalma yeteneğine, bu genişleyen popülasyonu destekleyecek ve besleyecek kara parçası birikimine, gen havuzunun saflığını muhafaza etmede uyanık olmasına ve bu sayede “doğanın” yaşam mücadelesinde başarı için kendisine bahşettiği “benzersiz “ırksal” özellikleri korumasına bağlıdır. Her “ırk,” genişleme arayışında olduğundan ve dünya üzerindeki alan sonlu olduğundan, hayatta kalma mücadelesi “doğal olarak” şiddetli fetih ve askerî cepheleşme sonucunu doğurmuştur. Dolayısıyla savaşlar (sürekli savaş hâli bile), tabiatın bir parçası ve insanlık hâlinin bir parçasıdır. Sosyal Darvinciler, bir ırkı tanımlamak için etnik grup görünüşü, davranışı ve kültürü ile ilgili hem olumlu hem de olumsuz klişeleri, sözde değişmez ve kökünü biyolojik kalıtımdan alan, zaman boyunca sabit kalan ve çevre, düşünsel gelişim ya da toplumsallaşmadaki değişikliklere karşı bağışık olarak kabul etmiştir. Nazilere göre kalıtsal olarak edinilen karakter özellikleri, değişemeyeceğinden ve ancak ırk karması olarak anılan süreçle yozlaşacağından, bir ırkın üyesinin başka bir kültüre ya da etnik gruba asimilasyonu imkânsızdır.
Hitler’in ırk görüşü bu şekildeydi. Öncelikli hedefleri Yahudilerdi fakat siyahi insanlar için de aynı görüşteydiler. Derek’in akıl hocası konumunda olan Cameron da aynı düşüncedeydi ve adımlarını buna göre attı. Şuna dikkatinizi çekmek isterim ki Adolf Hitler de Cameron da bu görüşlerini sadece kendisine değil birçok insanın kafasına usta bir şekilde yerleştiriyordu. Başarılarının bir sebebi de buydu bana göre. Düşünün ki insancıl biri olan Derek’i bile gözünü kırpmadan öldürecek bir zenci düşmanı adama dönüştü ve kendisiyle birlikte ailesinin de hayatını kararttı.

*Bundan sonraki 4 paragraf spoiler içermektedir dikkat ediniz dostlarım.

Filmin sonunda yani Dany vurulduktan sonraki bilinç akışında bir alıntı yaparak film sonlanıyor. “Hayat sürekli kızgın yaşanmayacak kadar kısadır.” Bu söz filmin vermek istediği asıl mesajı gösteriyor ayrıca film 98 yapımı olmasına rağmen bu söz günümüze kadar ulaşan sorunların çözümü niteliğini taşıyor. 21. yüzyılda yaşıyoruz fakat hâlâ karşısındaki onunla aynı düşünmüyor diye çıkan onca tartışma ve kavgalar var. Sırf bu yüzden insanların birbirini öldürdüğüne de şahit olabiliyoruz. Bunları söylüyoruz, kınıyoruz fakat hiçbir faydasını görmeyeceğiz insanlık bu konuda büyük kan kaybetmiş durumda.

Filmdeki bence en önemli nokta ki bunu hikayenin dönüm noktası olarak da adlandırabiliriz. Derek babasının arabasını gasp etmek isteyen iki zenciyi öldürme suçundan üç yıl hapis cezasına çarptırılıyor ama değer yargıları ve Neo-Nazi düşüncesini benimsediğimi için sıfır pişmanlıkla hatta zafer kazanmış edasıyla hapishanenin yolunu tutuyor (bunu polisler onu kelepçeleyip götürmeden önce Dany’e attığı bakışlardan anlıyoruz). Sonra burada aynı ırkçı düşüncelerle hareket ediyor ve bu şekilde düşünen dazlakların arasına katılıyor. Yaklaşık bir yıl sonra grubun liderinin kendi ırkını esrarla zehirlendiğini fark ediyor. Çamaşırhanede birlikte çalıştığı siyahi Lamontla da konuşmalarının (daha doğrusu sadece Lamont’un konuşmasının) etkileri oluyor. Lamont’un nasıl içeri girdiğini merak eden Derek cevabı aldığında ise tüm düşünce ve değer yapısının parçalandığını hissediyor (Lamont televizyon çalarken polise hiçbir şey yapmamasına rağmen yapmış gibi gösterilip altı yıl ceza alıyor). Bu süreçte kendi dazlak grubunu dışlıyor ve yemekhanede onlarla oturmaya başlıyor konuşmalarına katılmıyor. Bunun sonucunda Derek tecavüze maruz kalıyor. Yani baş kaldırısının faturasını ağır ödüyor. Bu olaydan sonra da vermesin gözü önünde yemekhanede dazlak grubunun yanında oturmayarak artık onların gurubunda olmadığını açık bir şekilde beyan ediyor. Hapishanedeki siyahilerin artık onu geberteceğini düşünürken öyle olmuyor ve Derek sağ salim hapisaneden çıkıyor. Neden öldürülmediğini hapisaneden çıkmadan önce Lamont’a teyit ederek anlıyor. Çünkü bizim geveze kardeşimiz Lamont’un özel ricası üzerine siyahiler Derek’e dokunmuyor. Bu saydığım hapisanedeki olaylar Derek’in ırkçı düşüncelerini kafasından atmasını ve yeniden iyi bir insan olmasını sağlıyor.

Az önceki paragrafta anlattığım Derek’in tecavüz olayından sonra eskiden onun da öğretmeni olan lise müdürü Derek’i görmeye gelir ve onun çok zor durumda olduğunu anlar. Zaten hapisanede yaşadıklarından sonra zehirlendiğini fark eden Derek’e müdür “Yaptıkların sana daha iyi bir hayat sundu mu” sorusunu sorar. Derek bu soruyu kafasında tartığında yaptığı yanlışı anlar ve pişman olur. Sanırım filmin bu sahnede bu sözde çıkarmamızı istediği bir ders daha var. İnançlarımız, hareketlerimiz ve dünyaya bakış açımız gündelik hayatımızı ne kadar olumlu etkiliyor? Size fayda mı sağlıyor yoksa size zarar mı veriyor. Eğer sorumun cevabı size göre ikinci şık ise hayatınızı gözden geçirmeniz iyi olabilir.

Derek’in annesi kocasının ölümünün şokunu atlatmış hatta yeni yelkenler açmak amacıyla bulduğu bir adamı çocuklarıyla tanıştırmak için eve yemeğe çağırmıştı. Yemekte her şey normal ilerlerken konu ırkçılığa gelir ve orada kılıçlar çekilir. Benim bu sahnede dikkatimi çeken Derek’in müstakbel cici babasının kurduğu bir cümle vardır. “Sistemin kendisini ihmal ettiğini sanan insanlar öfkelerini böyle dışa vuruyor” peki bu durum doğru mu? Tabii ki ülkeden ülkeye durum değişir ama biz filmdekini baz alacak olursak bence doğru değil. Devlet ırkçılığı önlemek amacıyla siyahi insanları topluma kaynaştırıyor ama bunun takipini yapmıyor. Yani filmde kaynaştırma durumu ters tepiyor, çeteler çıkıyor, sokaklardaki kavgalar artıyor ama devletin buna bir müdahalesini görmüyoruz. Cameron resmen Neo-Nazi görüşü altında bir çete kuruyor ve gün geçtikçe kendilerini geliştiriyorlar. Evet polis çeteyi çökertmek amaçlı toplanıyor (bir sahnede bunu izliyoruz) ama bunların yeterli olmadığı açık bir şekilde görülüyor. Yusuf Has Hacip’in İslamiyet öncesi Türk edebiyatında ilk eserlerden biri olan Kutadgu Bilig’de (bu eser bir siyasetname özelliği taşır) devletin toplumla iç içe olmasını ve insanlarla kaynaşıp fayda sağlamaları gerektiğini vurgulamaktadır. Maalesef günümüzde cumhuriyetle yönetilen toplumlarda bile böyle bir bağlılık söz konusu değil. Yani toplumun refah seviyesi, eğitim düzeyi, güvenlikleri ve birbirleriyle ilişkilerinin niteliklerini devletin iyileştirmesi gerekmektedir.

Filmdeki bütün başrol oyuncularının çıkardığı işlerin hepsi ellerimiz kızarıncaya kadar sürecek olan alkışı hak ediyor. Özellikle Edward Norton müthiş bir iş çıkarmış. Zaten bu film onun beyaz perde serüveninde bir sıçrama tahtası olarak görünüyor. Ayrıca Edward’ın bu film için bir fedakarlığı bulunuyor. Norton bu film için kısa zaman içerisinde on beş kilo kas kütlesi kazandı. Böyle yazmak tabi ki kolay ama kısa zamanda on beş kas yapmak kolay olmasa gerek.

İzlerken gözümden kaçmayan ufak bir detayı da yazmadan geçmeyeyim. Derek açılış sahnesinde Ruger P94 ile şarjör değiştirmeden 24 atış yapıyor. Oysa o silahla şarjör değiştirmeden yalnızca 11 atış yapılabilirdi. Zaten izlerken “yuh adam kaç kere ateş etti kurtlar vadisi mi lan bu diyorsunuz” Öyle aman aman bir eksiklik değil ama dikkat edilseydi iyi olurdu.

Etiketler: American History X, Edwart Furlong, Edwart Norton, Hitler, Imdb Top 250, Irkçılık, Neo-Nazi, Tony Kane Kategoriler: İnceleme
paylaş TWEET PIN IT PAYLAŞ paylaş paylaş
Can Turbay

Sıkıcı lise hayatından uzaklaşmak, yeni dünyaların kapısını aralamak için filmlere ve dizilere muhtaç olan bir genç arkadaşınız. Aslında tüm insanlığın tek ihtiyacı kendinden bir parça bulabilecek iyi filmler izlemektir.

Yorum Yaz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social Media Auto Publish Powered By : XYZScripts.com